BEYOĞLU ÜÇ HORAN ERMENİ KİLİSESİ VAKFI YÖNETİM KURULU’NUN BASIN TOPLANTISI VE TÜRKİYE ERMENİ TOPLUMUNDA ŞEFFAFLIK

Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu tarafından düzenlenen basın toplantısı büyük ilgi yarattı. Başkan Aksel Topalyan ve arkadaşlarının üç yıllık çalışmasının parlak bir tablo yaratmış olduğu konusunda genelde fikir birliği var. Bu bilgilendirme toplantısının yankıları sürmekte.

Yönetim kurulunun açıklamaları iki temel eksen çevresinde yorumlanmakta. Birincisi vakfın özelindeki kıyaslamalı tablo, ikincisi Türkiye Ermenilerinin toplumsal yaşamının sıcak gündemiyle örtüşen boyutlar.

Aslında vakfın özelindeki konular bağlamında fazlaca söylenebilecek bir şey yok. Neredeyse elli yıldır cemaatin ortak vicdanında karşılık bulamamış yönetsel ihmal ve basiretsizlikler sonrasında, mevcut yönetim kurulu sadece üç yıldır iş başında. 50 yılda biriken sorunların ötesinde, ne yazık ki bu vakfın telafi edilmesi mümkün olmayan kayıpları da var. Ancak Topalyan yönetiminin sergilediği irade, bu vakıfta sadece üç yıl zarfında devrime eş değerde bir ortam yaratmış. Büyük bir değişim ortamı toplumun karşısında. Vakfın genel işleyişinden ve sosyal dayanışmasından, kaynaklarının tasarrufuna uzanan bir yelpazede; istatistikler her şeyi bir çırpıda anlatıyor. İnsanlar bir taraftan çok mutlu ve yönetim kurulunu destekliyor. Diğer taraftan da bu parlak tablo cemaatte burukluk da yaratıyor. Şöyle ki; cemaatte ister istemez kıyaslamalar yapılıyor. Sadece üç yılda, üstelik de devralınan enkazdan sonra, bu kadar kazanım sağlamak olanaklıydıysa, kim bilir öncesindeki on yıllar boyunca benzer bir zihniyet ve verimlilikle çalışılmış olsa bugün cemaat adına nasıl bir birikim olurdu? Bu soru, toplumun gündemini keşkelerle meşgul etmekten öte, ortak hafızaya gelecek adına düşülmesi gereken bir not niteliğinde kuşkusuz.

Gelelim bu basın toplantısının kapı açtığı, cemaatin sıcak gündemiyle örtüşen konulara. 2026 yılı Paskalya yortusu itibarıyla, Türkiye Ermenilerinin toplumsal yaşamında tescillenmiş bir tespit var: Büyük suistimaller… Bu konu Kumkapı’da ERVAB Başkanı Bedros Şirinoğlu tarafından dillendirildi. Patrik Maşalyan da, cemaat vakıfları tarafından Vakıflar’a verilen kadarıyla bile topluma bilgi verilmediğini ifade etti. Yani Patrik Hazretleri bir anlamda Vakıflar’a yapılan resmi bilgilendirmenin bile eksik yapıldığını ima etti ve cemaatten o kadarının bile esirgendiğini söyledi. Daha önce ifade ettiğimiz gibi, Patrik Maşalyan ve Başkan Şirinoğlu toplumun ruhani ve sivil iki temel lideri. Aralarında önemli konularda görüş birliği ve çalışma uyumu olmadığı bilinmekte ancak işaret ettikleri durum bu bağlamda örtüşmekte. Şeffaflık konusu toplumda skandalara yol açacak bir potansiyele sahip belli ki. Bu bağlamdaki gelişmelerin önümüzdeki dönemde de gündemden düşmeyeceğini öngörmek zor değil.

Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu tarafından düzenlenen basın toplantısı da bu konjonktürle örtüştü. Patrik Maşalyan’ın ve Başkan Şirinoğlu’nun vakıflardan şeffaflık beklentisi ifade ettiği bir ortamda, bu bilgilendirme toplantısı çok anlamlıydı. Zamanlama konusu kuşkusuz yoruma açık. Beyoğlu’nda bu toplantının çok önceden tasarlandığı anlatıldı. Kuşkulanmak için özel bir gerekçe gözükmemekte.

Aksel Topalyan Bedros Şirinoğlu’nun açıklamalarına da değindi. Topalyan, Şirinoğlu’nun doğru söylediğini ancak üslubunun yanlış olduğunu ifade etti. Yani Topalyan Şirinoğlu’nun ‘büyük suistimaller var’ tesbitinin doğru olduğunu düşünmekte. Üstelik Patrik Maşalyan gibi, Aksel Topalyan’ın da cemaatin içerisinde Bedros Şirinoğlu’yla aynı yerde durmadığını gözlemlemek mümkün. Ancak buna karşın şeffaflık konusundaki ifadeleri gayet açık.

Türkiye Ermeni toplumunda bir genel kontrol mekanizması yok. Merkezi nitelikte, yetkili denetim yapabilecek bir kurum yok. Yani bu dillendirilen iddiaların araştırılabilme olanağı yok. Resmi olarak bunu sadece bürokrasi yapabilir. Gel gör ki, bugün geride kalan on yıllar boyunca Beyoğlu Vakfı’nda yaşananlar gün yüzüne çıkmakta ancak ne zamanında bir müdahalede bulunulmuş ne de yapanların yanında yaptıklarının kâr kalması engellenebilmiş.

Soru işaretleri birikmiş duruyor. Müteahhitlerle sağlıksız ilişkiler, toplumdan gizlenen gerçek bilançolar, verimsizlik, kaynakların adaletsiz dağıtımı, kaynakların amaca uygun tasarrufu… Listeyi uzatmak mümkün. Patrik Maşalyan bu noktada Makam’ın tüzel kişilik eksikliği sorununu işaret ediyor ancak o cephede de işler karışık.

Türkiye Ermeni cemaatinin ufkunda bir güvensizlik bunalımı net olarak gözükmekte.

Öğretilmiş çaresizlik ve dayatılmış kaos ortamında herkes temcit pilavı gibi bu topluma kimliğine bağlı kalma öğüdü veriyor. Büyük bir mirasın taşıyıcısı olduğu söyleniyor. Cemaat mirasın bilincinde ama yöneticilerin mirasyedi olmasını hazmedemiyor…

ARA KOÇUNYAN

Հինգշաբթի, Ապրիլ 16, 2026