Cem Akaş’a veda ederken…
Cem Akaş’ı yitirmiş olmanın derin üzüntü ve sarsıntısı içindeyiz. Bugün veda zamanı ve söyleyecek söz bulmak gerçekten zor. Beş yıl kansere direndikten sonra, 19 yaşındaki oğlu Can’ı daha birkaç gün önce toprağa vermek yaşamın kendisine son darbesi oldu. Gardı düşen Cem Akaş oğlunun ardından gitti.
Adının önünde bir sürü sıfat ve ünvan vardı: Yazar, çevirmen, Can Yayınları genel yayın yönetmeni, vb. Parlak kariyerinin doğal bir sonucuydu bu. İmrenilecek bir öğrenim parkuru vardı: Robert Kolej mezunu, Amerika Birleşik Devletleri’nde üniversite. Kuşağının en parlak temsilcilerinden bir aydın. Türkiye’de edebiyat ve yayıncılık alanlarında ismi ilk anımsanan öncü bir kişilik.
Gel gör ki Cem Akaş bunların hepsinin ötesindeydi. Kendisini bir kez tanıyanın kolay kolay unutamayacağı, insani tüm erdemleri üzerinde çok doğal taşıyan bir kişilikti. Çok ölçülü bir yapısı olmasına karşın, Cem Akaş’la her şey doya doya, dolu dolu yaşanırdı: Tartışmaktan zenginleşmiş hissederdiniz, kendine özgü mizahıysa eğlenceden öte bir doygunluk tattırabilirdi. Kendisine ve çevresindekilere gösterdiği özen, Cem Akaş’ı bulunduğu ortamın merkezine taşırdı. Hiç iddiası olmamasına karşın, hep liderdi.
Cem Akaş’la 35 yılı aşkın bir tanışıklığımız vardı. Dostluğumuz, kız kardeşi Ceyda Akaş sayesinde maya tutmuştu. Ceyda Akaş’la yollarımız Galatasaray Lisesi’nde kesişmişti. En müstesna devre arkadaşlarımdandı. Aramızdaki yakınlık Ceyda’nın aile ortamını da tanımama vesile olmuştu. Ağabeyi Cem ve kardeşi Derya… Harika bir üçlüydüler.
İlk gençliğimizde çevresinde toplandığımız sofralarda Cem Akaş’ın bulunması, bizler için eşsiz bir düşünsel beslenme olanağı ve şekillenmemize âdeta bir katkı ve rötuş olurdu. Biz Galatasaray’da daha agresif tartışırdık ama Cem Akaş’ın üslubu farklıydı. Hemfikir olduğu ve olmadığı durumlar için ayrı tebessümleri vardı. O yıllarda, geleceğin bir ikonuyla temas ettiğimizi bilemezdik kuşkusuz.
Duygusal bağlarımızın derinliğinden ve kadim dostluğumuzdan öte, Cem Akaş’ın vedasının bugünün Türkiyesi açısından büyük bir anlamı var. Bu gerçekten klişe bir söz değil. Sosyal medya çağında, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, hiçbir alanda artık otorite olarak tanınan neredeyse kimse kalmadı. Herkesin yalpaladığı, popülizm girdabına düştüğü bu ortamda, Cem Akaş yine duruşuyla farklıydı. Yeni zamanlarla çelişmeden ve didişmeden, düşünsel üretim ve yazılı kültürün taşıyıcısı kaldı, üstelik saygınlığına saygınlık katarak… O mirasa sergilediği bağlılık, yüzeyselliğe set çekmesi, kendisini bambaşka bir düzeye taşımıştı. O, her şeyi olduğu gibi, misyonunu da tüm asaletiyle hazmetmişti. Bugün bizlere anısının ve emeğinin önünde saygıyla eğilmek kalıyor.
Cem Akaş, yitirdiği Can’ının arkasından yetişti âdeta. Baba oğul rahat uyusunlar, mekanları cennet olsun. Geriye dönüp baktığımda belleğimde ve yüreğimde bulduğu özel yerin dolamayacağını zaten biliyorum. Anısını hep yaşatacağım. Yaşama, bana Cem Akaş’ı tanıma olanağı sağladığı için müteşekkirim. Yaslı eşi Esra’ya, pamuk anneciğine, canım Ceydam’a ve eşine, Derya’ya, tüm yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve sevenlerine sabırlar dilerim.
ARA KOÇUNYAN